Geçen hafta Fenerbahce'ye gidip, averaj yaptırıp 6-1 kaybeden İlhan Cavcav'ın takımı bu hafta Sami Yen'e resmen Galatasaray'a puan kaybettirmek için gelmişti. Bunun başka bir açıklaması yoktu. Fenerbahce macında tek basına savunma yapmaya calısan, savasan Aykut varken bu hafta 11 oyuncu da ceza sahasında kapanıyorlardı, ee malum emir büyük yerden. Galatasarayımız her şeye rağmen en güzel cevabı sahada verdi.
Düşük bir ilk yarı olmasına rağmen organize ataklarla, düzgün tek paslarla ceza sahasını çok zorladık ancak beklenen gol bir türlü gelmedi. İkinci yarıda ise çabaladığı halde birşey yapamayan Riera oyundan alındı ve Emre Çolak oyuna dahil oldu. Zaten film de burda koptu, Emre'nin baskısı ve isteği takımı hızlandırdı ve Melo ile golü bulduk. Hemen 1 dakika sonra Emre'nin direkten dönen topu gol olsa, büyük ihtimalle Gençlerbirliği yaptığı defansa rağmen 4-5 gol yiyecekti ancak direkler engel oldu. Oyunun temposu biraz daha düşsede ileride Elmander Necati ikilisinin kurdugu baskı, sağ kanattan Eboue'nin yaptığı bindirmeler derken gitgide daha da etkili olmaya başladık. Yine Eboue'nin getirdiği topta ona yapılan hareketle çaprazdan kazanılan frikikte topun başında Melo-Selçuk-Emre üçlüsü vardı, sol ayaklı Emre'nin vurması daha mantıklı geliyordu ancak Selçuk enfes bir vuruşla topu ağlara gönderdi. Bu dakikadan sonra da maç zaten Galatasaray'ın olacaktı ve oldu da. Galatasaray takımı ise Kadıköy'e ok güzel bir mesaj gönderdi. :)
11 Mart 2012 Pazar
5 Mart 2012 Pazartesi
Sivasspor 0-4 Galatasaray
Gerek okul gerekse dersler nedeniyle bu sene ara ara yazabildigim blogumda Play-Off itibariyle her maç yazarak geri dönüyorum. Fazla uzatmadan geliyorum maç yazısına.
Hafta basında Fenerbahce'nin aldıgı 6-1 lik galibiyet onları sampiyon havasına sokmustu sanki 9 puanlık fark kapanmıs liderligi ele geçirmişlerdi. Ama rüyalarından bu gece uyandılar. Galatasaray'ın en başından itibaren sıkıntılarla başlayan Sivas yolculugu mutlu sonlandı. Saat 14.30 da kalkması gereken uçakta 2 saat bekletildikten sonra havalanan, 1.5 saatlik zorlu ve gergin uçuştan sonra, bu gecikme süresinde yagan kar sayesinde kapanan Sivas Havalimanı'na 2 denemede inemeyen takımımız Kayseri'ye indi ve oradan bir hayli zorlu geçen bir yolculukla toplam 10 saatte Sivas'a vardı. 16.00 sularında otelde olması beklenen Galatasaray 8 saat gecikmeyle, yorgun ve bitkin bir şekilde Sivas'a vardı.
Sivas'ta durmadan yağan kar zemini kötü etkiledi, -10 derece olması beklenen hava Fenerbahcelileri umutlandırmıstı ki Galatasaray'ın oyunu adeta bir tokat gibi geldi. İlk yarıda etkili olamasada Necati'nin harika golünün ardından kapanan Galatasaray, Semih-Ujfalusi ikilisinin oyunu ve Muslera'nın kurtarışları sayesinde ilk yarıyı 0-1 önde kapadı. Bu arada Riera'da, kendisine güvenildiğinde birşeyler başarabileceğini bu maçta gösterdi.
İkinci yarıda sahadaki Galatasaray, sanki maç 20 derecede ılık bir yaz aksamında oynanıyorumus havasında cıktı sahaya ve ilk 10 dakika hariç etkili olan taraftı. Ujfalusi'nin gelen o anlamlı golu, Necati'nin harika oyunu (2 gol 1 asist), Fatih Terim'in kazanılmasında yardım istediği Aydın'ın akıl dolu vurusu ikinci yarıda bize farklı galibiyeti getirdi ve 9 puanlık farkın korunmasını, Fenerbahce taraftarının ise yataklarına üzgün dönmesini sağladı. Sivasspor 0 - 4 Galatasaray.
Belirtmeden geçemeyeceğimki, Galatasaray'ın yendiği her maçtan sonra ortaya çıkan (hee bunlar geçen sene ağlıyorlardı herkes bize karşı, 17 ye 1, 4te 3, Biz bize yeteriz cart curt diye ), takıma edecek laf bulamayınca İmparatorumuzun kızına bel altı saldıran bir avuç pislikten öte geçemeyen BAZI fenerbahce taraftarlarına, atılan 4 gol armağanımız olsun, #AzizYildiriminKizlariKardesimizdir !
TEŞEKKÜRLER GALATASARAY
Hafta basında Fenerbahce'nin aldıgı 6-1 lik galibiyet onları sampiyon havasına sokmustu sanki 9 puanlık fark kapanmıs liderligi ele geçirmişlerdi. Ama rüyalarından bu gece uyandılar. Galatasaray'ın en başından itibaren sıkıntılarla başlayan Sivas yolculugu mutlu sonlandı. Saat 14.30 da kalkması gereken uçakta 2 saat bekletildikten sonra havalanan, 1.5 saatlik zorlu ve gergin uçuştan sonra, bu gecikme süresinde yagan kar sayesinde kapanan Sivas Havalimanı'na 2 denemede inemeyen takımımız Kayseri'ye indi ve oradan bir hayli zorlu geçen bir yolculukla toplam 10 saatte Sivas'a vardı. 16.00 sularında otelde olması beklenen Galatasaray 8 saat gecikmeyle, yorgun ve bitkin bir şekilde Sivas'a vardı.
Sivas'ta durmadan yağan kar zemini kötü etkiledi, -10 derece olması beklenen hava Fenerbahcelileri umutlandırmıstı ki Galatasaray'ın oyunu adeta bir tokat gibi geldi. İlk yarıda etkili olamasada Necati'nin harika golünün ardından kapanan Galatasaray, Semih-Ujfalusi ikilisinin oyunu ve Muslera'nın kurtarışları sayesinde ilk yarıyı 0-1 önde kapadı. Bu arada Riera'da, kendisine güvenildiğinde birşeyler başarabileceğini bu maçta gösterdi.
İkinci yarıda sahadaki Galatasaray, sanki maç 20 derecede ılık bir yaz aksamında oynanıyorumus havasında cıktı sahaya ve ilk 10 dakika hariç etkili olan taraftı. Ujfalusi'nin gelen o anlamlı golu, Necati'nin harika oyunu (2 gol 1 asist), Fatih Terim'in kazanılmasında yardım istediği Aydın'ın akıl dolu vurusu ikinci yarıda bize farklı galibiyeti getirdi ve 9 puanlık farkın korunmasını, Fenerbahce taraftarının ise yataklarına üzgün dönmesini sağladı. Sivasspor 0 - 4 Galatasaray.
Belirtmeden geçemeyeceğimki, Galatasaray'ın yendiği her maçtan sonra ortaya çıkan (hee bunlar geçen sene ağlıyorlardı herkes bize karşı, 17 ye 1, 4te 3, Biz bize yeteriz cart curt diye ), takıma edecek laf bulamayınca İmparatorumuzun kızına bel altı saldıran bir avuç pislikten öte geçemeyen BAZI fenerbahce taraftarlarına, atılan 4 gol armağanımız olsun, #AzizYildiriminKizlariKardesimizdir !
TEŞEKKÜRLER GALATASARAY
14 Ocak 2012 Cumartesi
Sefa-Cefa ilişkisi ve Galatasaray
Hani geçen sene hep söylüyorduk ya maç çıkışları, "Cefası da benim Sefasıda" diye, heh işte geçen sene cefasını çektikten sonra, bu sene zevk-i sefa. En güzel tarafı da geçen sene kendilerini akıllı sanan iki üç taraftar grubunun(texas-çarşı-gfb gibi) 'kümede kal Galatasaray' tezahüratlarına, biz galibiyet taradtarı değiliz diye düşünüp, susup takımımızı her geçen gün daha çok sevdik. Zaten gerek yoktu sadece galibiyet için seven insanlara, onlara 'Galatasaraylı' demek bile doğru olmazdı ya, geçen sene kim neymiş anladık. Bu sene ise alınan galibiyetler, atılan goller, sergilenen oyun, takımdaki arkadaşlık, genç oyuncular falan filan derken yüzümüz hep gülüyor, gittikçe sevgimiz artıyor, he bunları dedim ya, sanmayın ki takım kötü olsa sevmeyiz. Biz geçen sene cefasını çekmekten bile zevk aldığımız Galatasaray'ımızın sefasını herkesten fazla yaşıyoruz.
Dün gece yine inanılmazdı bizi için, çok detaya girmeme gerek olduğunu zannetmiyorum çünkü 5-1 herşeyin özetidir, söylemek istediğim iki üç ufak şey var sadece;
Birincisi Fernando Muslera. Sezon başında geçen Buffon, Kameni, Van Der Sar, Romeo, Doni gibi isimler arasında çoğu kişinin en az tanıdığıydı Muslera, benim değil. Muslera ismini duyduğumdaki heyecan hiçkimsede yoktu, hastası olduğum Newcastle United'ın eski kalecisi Given bile söylense heyecanlanmazdım o kadar. Çünkü İtalya Ligi'ni takip eden biri olarak Muslera her zaman en çok beğendiğim kalecilerdendi, biz anlaştıktan sonra Copa America'da özellikle Arjantin maçını izleyenler anlamıştı bizi nelerin beklediğini, inatla anlamamak isteyen, sürekli ücretini konuşan, her fırsatta yediği golleri gösteren NTVSPOR dışında sanırım. Ama o herekse cevabını bu sezon verdi, kalesinde 14 gol gördü, neredeyse 12 sinde yapabileceği hiçbişey yoktu.Takımın başarısının en büyük nedenlerinden biridir bence Muslera, çünkü tüm takım güveniyor ona, hani bir laf vardı, "Sahada takım arkadaşarına sırtını dönmeyen tek oyuncudur kaleci" diye, çoğu zaman sahada olduğu halde sırtını dönen kalecilerden farklı işte. Aman nazar değmesin.
İkincisi sezon başında herkesin eleştirdiği Milan Baros. Maçları oturup sadece TV den izleyen, canlı canlı izlemeden, onun ne kadar koştuğunu, ne kadar çırpındığını görmeden ve hırsını anlamayan birkaç mahlukat televizyon kanallarına çıkıp, Baros Galatasaray'a yakışan forvet değil, kaldıramıyor tarıznda yorumlarda bulunup, hergün onun yerine yeni forvet isimleri yazıp sürekli ona salladılar. Ama şans verildiğinde neler olduğunu herkes gördü, Baros ilk geldiği sezondan bile daha iyi gidiyor, Elmander ile uyumu inanılmaz, bu şekilde devam ederse Galatasaray'ı şampiyon yapacak gollerin büyük bölümünü üstlenir, şanssızlıklardan bir türlü yakasını kurtaramasa da, o her sahaya çıktığında elinden gelenin en iyisini yapmaya çalışıp terinin son damlasına kadar savaşıyor. Karabük maçının son dakikalarda Fifa 12'de sıkça gördüğümüz sakatlanmalardan yaşadığında, 5-1'e ne kadar sevindiysem ona da o kadar üzüldüm, ama 2-3 hafta uzak kalması(4-5 ay gibi bi süreden söz edilirken) biraz olsun içie su serpti. Ama o aslan en kısa zamanda iyileşip, Elmander'in yanına gelip gollerine devam eder, ona da söylemeden geçmeyelim; Aman nazar değmesin.
Son nokta ise takımdaki yabancıların uyumuna, geçen sene bir türlü ısınamadığımız Zapata, Stancu gibi yabancılardan sonra bu sene Eboue, Melo, Ujfalusi gibi tecrübeli yabancılara bir hayli kolay ısındık ve çok sevdik, gerek takım arkadaşları ile olan uyumluluğu gerek her fırsatta Galatasaray'ı ne kadar sevdiklerini belirten Melo, maestro görevini iyi üstlendi, yanınada Türkiye'nin en iyi orta sahası Selçun İnan( amam şaşı olan fenerliyle karıştırmayalım) geldiğinde neler yapabildiğini bu sezonki oyun anlatıyor, onlara da Aman nazar değmesin.
Bu arada geçtiğimiz günlerde kaybettiğimiz Fenerbahçe'nin efsanesi Lefter Küçükandonyadis'e Allah'tan rahmet, ailesi ve sevenlerine ve Fenerbahce'ye başsağlığı diliyorum, Mekanın cennet olsun Lefter, Metin'e selam söyle.
Dün gece yine inanılmazdı bizi için, çok detaya girmeme gerek olduğunu zannetmiyorum çünkü 5-1 herşeyin özetidir, söylemek istediğim iki üç ufak şey var sadece;
Birincisi Fernando Muslera. Sezon başında geçen Buffon, Kameni, Van Der Sar, Romeo, Doni gibi isimler arasında çoğu kişinin en az tanıdığıydı Muslera, benim değil. Muslera ismini duyduğumdaki heyecan hiçkimsede yoktu, hastası olduğum Newcastle United'ın eski kalecisi Given bile söylense heyecanlanmazdım o kadar. Çünkü İtalya Ligi'ni takip eden biri olarak Muslera her zaman en çok beğendiğim kalecilerdendi, biz anlaştıktan sonra Copa America'da özellikle Arjantin maçını izleyenler anlamıştı bizi nelerin beklediğini, inatla anlamamak isteyen, sürekli ücretini konuşan, her fırsatta yediği golleri gösteren NTVSPOR dışında sanırım. Ama o herekse cevabını bu sezon verdi, kalesinde 14 gol gördü, neredeyse 12 sinde yapabileceği hiçbişey yoktu.Takımın başarısının en büyük nedenlerinden biridir bence Muslera, çünkü tüm takım güveniyor ona, hani bir laf vardı, "Sahada takım arkadaşarına sırtını dönmeyen tek oyuncudur kaleci" diye, çoğu zaman sahada olduğu halde sırtını dönen kalecilerden farklı işte. Aman nazar değmesin.
İkincisi sezon başında herkesin eleştirdiği Milan Baros. Maçları oturup sadece TV den izleyen, canlı canlı izlemeden, onun ne kadar koştuğunu, ne kadar çırpındığını görmeden ve hırsını anlamayan birkaç mahlukat televizyon kanallarına çıkıp, Baros Galatasaray'a yakışan forvet değil, kaldıramıyor tarıznda yorumlarda bulunup, hergün onun yerine yeni forvet isimleri yazıp sürekli ona salladılar. Ama şans verildiğinde neler olduğunu herkes gördü, Baros ilk geldiği sezondan bile daha iyi gidiyor, Elmander ile uyumu inanılmaz, bu şekilde devam ederse Galatasaray'ı şampiyon yapacak gollerin büyük bölümünü üstlenir, şanssızlıklardan bir türlü yakasını kurtaramasa da, o her sahaya çıktığında elinden gelenin en iyisini yapmaya çalışıp terinin son damlasına kadar savaşıyor. Karabük maçının son dakikalarda Fifa 12'de sıkça gördüğümüz sakatlanmalardan yaşadığında, 5-1'e ne kadar sevindiysem ona da o kadar üzüldüm, ama 2-3 hafta uzak kalması(4-5 ay gibi bi süreden söz edilirken) biraz olsun içie su serpti. Ama o aslan en kısa zamanda iyileşip, Elmander'in yanına gelip gollerine devam eder, ona da söylemeden geçmeyelim; Aman nazar değmesin.
Son nokta ise takımdaki yabancıların uyumuna, geçen sene bir türlü ısınamadığımız Zapata, Stancu gibi yabancılardan sonra bu sene Eboue, Melo, Ujfalusi gibi tecrübeli yabancılara bir hayli kolay ısındık ve çok sevdik, gerek takım arkadaşları ile olan uyumluluğu gerek her fırsatta Galatasaray'ı ne kadar sevdiklerini belirten Melo, maestro görevini iyi üstlendi, yanınada Türkiye'nin en iyi orta sahası Selçun İnan( amam şaşı olan fenerliyle karıştırmayalım) geldiğinde neler yapabildiğini bu sezonki oyun anlatıyor, onlara da Aman nazar değmesin.Bu arada geçtiğimiz günlerde kaybettiğimiz Fenerbahçe'nin efsanesi Lefter Küçükandonyadis'e Allah'tan rahmet, ailesi ve sevenlerine ve Fenerbahce'ye başsağlığı diliyorum, Mekanın cennet olsun Lefter, Metin'e selam söyle.
3 Ocak 2012 Salı
Galatasaray 4-1 İstanbul BB
Kayseri maçından beri yazmıyordum, değinilecek o kadar çok konu varki aslında, şimdilik sadece İBB galibiyetiyle devam edeceğim.
Galatasaray 6da 6 yaparak ilk yarıyı 37 puanla Fenerbahçe'nin 2 puan önünde lider tamamladı. 6 maçın içinde Fenerbahçe ve Trabzonspor gibi arka arkaya olan zorlu maçları 3er golle geçip, liderliğimizi perçinledik, Fatih Terim ve oyuncularımızın emeği, her damla teri, hırsı mükemmel bir futbollla birleşince ortaya çıkan sonuçta hepimizi mest etti. Her ne kadar ezeli rakipler hala çamur atmaya kalkışsa da biz başımız dik alnımız ak, tertemiz yürüyoruz.
Maçla ilgili konuşmadan önce değinilmesi gereken çok konu var, ama öncelik 1 kerelik küme düşmeyi kaldırmaya uğraşanlarda, onlara söylenecek söz dahi bulunmuyor, yatacak yeriniz yok'tan başka. Diğer bir lafım ligtv'ye. Hem futbolu kendi çıkarları için beş paralık edip, hemde açıkça fener yanlısı oldugunu belirtmeye devam ediyorlar. Normalde ufak detaylara takılmam ancak son olan olaylar çok dikkatimi çekti. Birincisi FB Ulker-Galatasaray derbisinde steps pozisyonu 50 kere gösterip, hatalı karar demeye çalışan, fenerin basketlerine çılgınca sevinen spikerlerden gına geldi artık. Son olay bugunki maçtan, Baros'un durumu 3-1 yapan golündeki ofsaytı hepimiz kabul ettik, ancak ligtv kamerasına dikkat ederseniz, ofsaytı gösteren çizginin yamuk ve son adamı taralı alana almadıgını göreceksiniz. Play-Off yetişsin diye uğraırken en son haftasonu oynadığımız maçın 26 Kasım'da oldugunu eklemem lazım. Hafta içi maçlarında gerek okul gerek iş nedeniyle Sami Yen tam dolmuyor, bu maç Salı oynanmasına ragmen 30.400 seyirci geldiğine göre, birde haftasonu oynandıgını düşünsenize. Bunların ne tür oyunlar oldugunu anlamak mümkün degil, ama biz yine , Hep oyunlar, senaryolar sustuysak biyere kadar, aklınızdan çıkarmayın Türkiye'dir Galatasaray diyerek, öfkemizi ve asıl söylememiz gerekenleri içimizde tutmaya devam ediyoruz. Gelelim maça;
Galatasaray son haftalardaki harika oyununu Manisa maçında biraz daha düşürsede, IBB macında eski ritmi tekrar yakaladı. İlk yarıda Emre Çolak'ın Hagi'msi goluyle 1-0 öne geçtiğimizde, 3 haftadır kalemizde görmediğimiz golu yemek biraz üzdü açıkçası. Ama 1-1 den sonra ikinci yarı bambaşkaydık sahada. Sürekli yapılan pres, rakip ceza sahası önünde yapılan hazırlık pasları 'İşte Fatih Terim oyunu' dedirtti. Ve gol fazla gecikmeden yine Emre'den geldi .Eğer Kazım cimri olmasa, 4-1'i henüz 65'te yakalama şansımız vardı. 2-1 den sonrada oyunu bırakmayıp 'hep daha fazlası' için saldırmaya devam ettik ve Selçuk'un nefis pasında 1 dakika önce aynı yerden kaçıran Baros'un golü 3-1 i getirdi. Baros'a ayrı bir parantez lazım aslında, son maçlardaki sürekli defansı yıpratan koşularının karşılığını bugun golle aldı Baros, ve inadına eleştiren ve sürekli ortaya 'Baros'un yerine' şeklinde forvet transferi haberleri atan basına harika bir cevap verdi.
Selçuk İnan ise takımın maestroluk görevini harika bir şekilde üstlendi, bugun 1 attı 2 attırdı. 4-1 i getiren o harika golü, Kayserispor deplasmanından hatırlar gibiydik. Selçuk, her geen gün oyununun üzerine koymaya devam ediyor, uzun zaman sonra her duran topta Selçuk geldiğinde 'amaan' yerine 'hadi be olum' gibi tepkiler vermeye fazlasıyla alıstık, yeri gelmişken belirteyim, Selçuk 18 maçta 5 gol 7 asist'e ulaştı bu gece.
Bugün Melo'nun yoklugunda yerinde oynaya Engin terinin son damlasına kadar mücadele etti, sürekli baskı yaptı, takımı ataga kaldırdı ve basmadık yer bırakmadı sahada. En çok koşan isim oydu, maçın gizli kahramanlarındandı. Birazcık daha paslı oynamayı denese ilk yarıda 2 harika asist yapabilirdi. Yinede kusursuz oynadı. İlk yarıdaki Doka ile yaşadıgı pozisyonda yüreğim ağzıma gelsede Engin Fatih Terim'in 'Sorumlu' tanımına uydu ve arkasını dönüp gitmesini bildi. Bu açıdan da ayrı bir tebriği fazlasıyla haketti.
Bu gece bizim için son 7 haftadır oldugu gibi harika bir geceydi. Bize bunları yaşatan Galatasaray'ımıza ne kadar teşekkür etsek az, Galatasaray taraftarları olarak bu geceye de mutlu şekilde nokta koyuyoruz. Unutmadan bu akşamki maçta sakatlanan Semih Kaya'ya ve Beşiktaş taraftarı kanserli Ahmet kardeşime en içten dileklerimle geçmiş olsun diyorum.
Gucune guc katmaya geldik.
Kaninda antikor olmaya geldik.
Kanseri beraber yenmeye geldik.
Uzulme!#AhmetBaliyeDestek
Galatasaray 6da 6 yaparak ilk yarıyı 37 puanla Fenerbahçe'nin 2 puan önünde lider tamamladı. 6 maçın içinde Fenerbahçe ve Trabzonspor gibi arka arkaya olan zorlu maçları 3er golle geçip, liderliğimizi perçinledik, Fatih Terim ve oyuncularımızın emeği, her damla teri, hırsı mükemmel bir futbollla birleşince ortaya çıkan sonuçta hepimizi mest etti. Her ne kadar ezeli rakipler hala çamur atmaya kalkışsa da biz başımız dik alnımız ak, tertemiz yürüyoruz.
Maçla ilgili konuşmadan önce değinilmesi gereken çok konu var, ama öncelik 1 kerelik küme düşmeyi kaldırmaya uğraşanlarda, onlara söylenecek söz dahi bulunmuyor, yatacak yeriniz yok'tan başka. Diğer bir lafım ligtv'ye. Hem futbolu kendi çıkarları için beş paralık edip, hemde açıkça fener yanlısı oldugunu belirtmeye devam ediyorlar. Normalde ufak detaylara takılmam ancak son olan olaylar çok dikkatimi çekti. Birincisi FB Ulker-Galatasaray derbisinde steps pozisyonu 50 kere gösterip, hatalı karar demeye çalışan, fenerin basketlerine çılgınca sevinen spikerlerden gına geldi artık. Son olay bugunki maçtan, Baros'un durumu 3-1 yapan golündeki ofsaytı hepimiz kabul ettik, ancak ligtv kamerasına dikkat ederseniz, ofsaytı gösteren çizginin yamuk ve son adamı taralı alana almadıgını göreceksiniz. Play-Off yetişsin diye uğraırken en son haftasonu oynadığımız maçın 26 Kasım'da oldugunu eklemem lazım. Hafta içi maçlarında gerek okul gerek iş nedeniyle Sami Yen tam dolmuyor, bu maç Salı oynanmasına ragmen 30.400 seyirci geldiğine göre, birde haftasonu oynandıgını düşünsenize. Bunların ne tür oyunlar oldugunu anlamak mümkün degil, ama biz yine , Hep oyunlar, senaryolar sustuysak biyere kadar, aklınızdan çıkarmayın Türkiye'dir Galatasaray diyerek, öfkemizi ve asıl söylememiz gerekenleri içimizde tutmaya devam ediyoruz. Gelelim maça;
Galatasaray son haftalardaki harika oyununu Manisa maçında biraz daha düşürsede, IBB macında eski ritmi tekrar yakaladı. İlk yarıda Emre Çolak'ın Hagi'msi goluyle 1-0 öne geçtiğimizde, 3 haftadır kalemizde görmediğimiz golu yemek biraz üzdü açıkçası. Ama 1-1 den sonra ikinci yarı bambaşkaydık sahada. Sürekli yapılan pres, rakip ceza sahası önünde yapılan hazırlık pasları 'İşte Fatih Terim oyunu' dedirtti. Ve gol fazla gecikmeden yine Emre'den geldi .Eğer Kazım cimri olmasa, 4-1'i henüz 65'te yakalama şansımız vardı. 2-1 den sonrada oyunu bırakmayıp 'hep daha fazlası' için saldırmaya devam ettik ve Selçuk'un nefis pasında 1 dakika önce aynı yerden kaçıran Baros'un golü 3-1 i getirdi. Baros'a ayrı bir parantez lazım aslında, son maçlardaki sürekli defansı yıpratan koşularının karşılığını bugun golle aldı Baros, ve inadına eleştiren ve sürekli ortaya 'Baros'un yerine' şeklinde forvet transferi haberleri atan basına harika bir cevap verdi.Selçuk İnan ise takımın maestroluk görevini harika bir şekilde üstlendi, bugun 1 attı 2 attırdı. 4-1 i getiren o harika golü, Kayserispor deplasmanından hatırlar gibiydik. Selçuk, her geen gün oyununun üzerine koymaya devam ediyor, uzun zaman sonra her duran topta Selçuk geldiğinde 'amaan' yerine 'hadi be olum' gibi tepkiler vermeye fazlasıyla alıstık, yeri gelmişken belirteyim, Selçuk 18 maçta 5 gol 7 asist'e ulaştı bu gece.
Bugün Melo'nun yoklugunda yerinde oynaya Engin terinin son damlasına kadar mücadele etti, sürekli baskı yaptı, takımı ataga kaldırdı ve basmadık yer bırakmadı sahada. En çok koşan isim oydu, maçın gizli kahramanlarındandı. Birazcık daha paslı oynamayı denese ilk yarıda 2 harika asist yapabilirdi. Yinede kusursuz oynadı. İlk yarıdaki Doka ile yaşadıgı pozisyonda yüreğim ağzıma gelsede Engin Fatih Terim'in 'Sorumlu' tanımına uydu ve arkasını dönüp gitmesini bildi. Bu açıdan da ayrı bir tebriği fazlasıyla haketti.Bu gece bizim için son 7 haftadır oldugu gibi harika bir geceydi. Bize bunları yaşatan Galatasaray'ımıza ne kadar teşekkür etsek az, Galatasaray taraftarları olarak bu geceye de mutlu şekilde nokta koyuyoruz. Unutmadan bu akşamki maçta sakatlanan Semih Kaya'ya ve Beşiktaş taraftarı kanserli Ahmet kardeşime en içten dileklerimle geçmiş olsun diyorum.
Gucune guc katmaya geldik.
Kaninda antikor olmaya geldik.
Kanseri beraber yenmeye geldik.
Uzulme!
Kaydol:
Yorumlar (Atom)











